Red Purple Black
Joomla Templates and Joomla Extensions by JoomlaVision.Com

Doç. Dr. Süleyman Derin-Tasavvuf Terimleri-2

Recâ Recâ, ümit anlamındadır. Recâ, ömrün uzamasına ve emele ulaşmaya tamahkârlık[1] , Allah’tan ümit kesmeme, kalbin hoşlandığı bir şeyi beklemesinden, rahatlık ve ferahlık duyma halidir.[2] Sûfîler havfsız recâ ve recâsız havfın olamayacağını söylerler.[3] Mevlânâ bu konuda şu örneği verir: Birisi buğday eker, elbette buğday çıkmasını…

Doç. Dr. Süleyman Derin-Tasavvuf Terimleri-1

TASAVVUF Yün mânasına gelen sûf kökünden türetilerek, yün elbise giymek âdetini isimlendirmek için kullanılır. Bütün ülkelerde ve ırklarda görülen dolayısıyla evrensel bir olgu olan tasavvufî hayata temayüller, ilk iki asrın Müslümanlarının hayatında meydana çıkmıştır. Mevzuu itibariyle tasavvuf, Hakk? ın hoşnutluğunu kazanmak ve ebedî saadete ermek…

Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz-Akaid ve Kelam İlmi

Temel Kavramlar Akâid Arapça bir kelimedir. “Düğümlemek” anlamındaki ‘akd kökünden türeyen ve “gönülden bağlanılıp inanılan şey, inanç” manasına gelen akîde kelimesinin çoğuludur. İ’tikâd kelimesi de aynı kökten gelir ve “düğüm atmışçasına bir şeye bağlanmak, gönülden inanmak” anlamına gelir. Aralarında bazı ince anlam farklarının bulunduğu kabul…

Prof. Dr. Yusuf Şevki Yavuz-Âmentü Listesinde Yeralan Temel Kavramlar

ÂMENTÜ LİSTESİNDE YER ALAN TEMEL KAVRAMLAR Âmentü listesi aslında bir müslümanın dînî bakımdan inanması farz olan ve müslüman olabilmesi için doğruluklarına içtenlikle îmân etmesi gerekli bulunan esasları içerir. Bunlar “âmentü” tabiri ile ifade edilir. Arapça îmân kökünden türeyen âmentü “inandım, tasdîk ettim, doğruluğunu onayladım” demektir.…

Prof. Dr. Mehmet Erkal-Fıkıh

Temel Kavramlar Güncel Meseleler Kaynak Tanıtımı Şahsiyet Kıssadan Hisse Temel Kavramlar FIKIH; Tanımı, Taksimi FIKHIN sözlük anlamı; söz ve fiillerin gayelerini kavrayacak şekilde anlamak, idrak etmek demektir. Terim manası ise Hanefilere ve Şafilere göre –özde aynı fakat teferruatta farklı- iki şekilde yapılmaktadır. Hanefilere göre fıkıh;…

Prof. Dr. Mehmet Erkal-Fıkhın Kısa Tarihçesi

Fıkhın Kısa Tarihçesi Fıkıh ve Fıkıh Usulü ve Fıkıh sistematiği hakkında önceki yazımızda yapmış olduğumuz açıklamalardan sonra, fıkhın ilk devirden itibaren geçirdiği devreleri, doğuş ve gelişmesini özetlemek ve konuyu, müctehid imamlara getirmek istiyoruz. Bu arada, yeri geldikçe, bazı fıkıh ıstılahlarını açıklama fırsatı bulacak ve dolayısıyla…

Prof. Dr. Mehmet Erkal-Fıkıh Mezhepleri ve Mezhep İmamları

Temel Kavramlar Önceki yazılarımızda Fıkıh Usulü kavramları, Fıkıh eserleri sistematiği ve Fıkıh tarihi ile ilgili özet bilgi vermeye çalıştık. Bundan sonra müctehid imamlarımız ve onların hüküm elde etmek için nasıl bir yol takip ettiklerini öğrenmeye çalışacak ve bu arada onların meşhur talebeleri ile telif ettikleri…

Prof. Dr. Ahmet Yücel-Kur’an’n Anlaşılmasında Efendimiz’in Açıklamalarının Önemi

Önceki yazımızda ifade edildiği üzere Kur’ân’ı Kerîm’de hemen herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek âyetler bulunduğu gibi Hz. Peygamber açıklamadıkça doğru anlaşılamayacaklar da anlamı kapalı (mücmel) olanları da yer almaktadır. Bu sebeple Allah (c.c.), Hz. Peygamber’i kendisine vahiy yoluyla gelen âyetleri insanlara olduğu gibi iletmek (tebliğ) vazifesi…

Prof. Dr. Ahmet Yücel Sahâbe ve Hadîs Rivâyeti

SAHÂBE ve HADİS RİVAYETİ Önceki yazılarımızda peygamberin gerekliliği, Kur’ân’ın anlaşılmasında Hz. Peygamber’in açıklamalarının önemi konularını ele almıştık. Bu yazımızdan itibaren ise resûl-i Ekrem’in açıklamalarının öğrenilmesi, anlaşılması ve sonraki nesillere aktarılmasının tarihsel serüveni incelenmeye çalışılacaktır. Hadisleri Hz. Peygamber’den ilk öğrenen nesil sahâbedir. Bu sebeple burada önce…

Prof. Dr. Ahmet Yücel Peygamberliğin Gerekliliği

Temel Kavramlar Yaratılanların en mükemmeli olması, yer ve gökteki varlıkların kendisi için yaratılmasına rağmen dünya ve ahiret mutluluğu için insan kendi kendine yeterli midir? İnsan doğrudan yaratıcısı ile irtibata geçebilir mi? Peygamberlere neden ihtiyaç vardır? Peygamberlerin temel görevleri nelerdir? Aşağıda bu sorular da dikkate alınarak…

2. Allah’ım! İbrahim (a.s) ve onun ailesine salât ettiğin gibi kulun, ümmî olan rasûlün ve nebin Hz. Muhammed (s.a.v), onun ailesi, eşleri ve onun soyundan gelenlere salat eyle! Dünyada İbrahim (a.s) ve onun ailesini mübarek kıldığın gibi ümmi olan nebin, onun ailesi, eşleri ve soyundan gelenleri de mübarek kıl. Şüphesiz ki sen övülmeye layık ve cömertliği bol olansın!

İmam Nevevî, bu salâtın, Buhârî ve Müslim’in sahihle­rinde yer aldığı için diğerlerinden daha üstün olduğunu belirtmiştir.

3. Allah’ım! İbrahim (a.s) ve onun ailesine âlemlerde salat ettiğin gibi kulun, ümmî olan rasûlün ve nebin Hz. Muhammed (s.a.v), onun ailesi, müminlerin anneleri olan eşleri, onun soyundan gelenler ve ehli beytine de salat eyle! Muhakkak ki sen övülmeye layık ve cömertliği bol olansın! Dünyada İbrahim (a.s) ve onun ailesini mübarek kıldığın gibi ümmi olan rasûlün ve nebin, onun ailesi, müminlerin anneleri olan eşleri, onun soyundan gelenler ve ehli beytini mübarek kıl. Çünkü onun yüce şerefi, olgunluğu (kemali), ona olan rızan, senin sevdiğin ve ebedi olarak razı olduğun şeyler buna layıktır. Şüphesiz ki sen övülmeye layık ve cömertliği bol olansın! Bildiklerinin adedi, kelimelerinin mürekkebi, nefsinin rızası, arşının ağırlığı kadar, seni ve onu zikredenler zikrettiği sürece, senin ve onun zikrinden gafil olanlar gafil oldukları müddetçe ona en faziletli, en mükemmel, en eksiksiz bir şekilde salat ve selam eyle! Bizleri de onlara ilhak et!
İbn Hacer el-Heytemî el-Cevheru’l-Munazzam isimli eserinde bu salâta yer vermiş ve şöyle demiştir: Bu salât, salavât hakkında varid olan bütün özellikleri kendinde toplamış, hatta bir grup âlim tarafından en üstün anlamları taşıdığı ileri sürülmüştür[3].
4. Allah’ım! İbrahim (a.s) ve onun ailesine salât ettiğin gibi ümmi bir nebi olan Hz. Muhammed (s.a.v) ve onun ailesine de salât eyle! İbrahim (a.s) ve onun ailesini mübarek kıldığın gibi ümmi bir nebi olan Hz. Muhammed ve onun ailesini de mübarek kıl! Şüphesiz ki sen övülmeye layık ve cömertliği bol olansın! Allah’ım! İbrahim (a.s) ve onun ailesine merhamet ettiğin gibi Hz. Muhammed (s.a.v) ve onun ailesine de merhamet eyle!
Allah’ım! İbrahim (a.s.) ve onun ailesine şefkat gösterdiğin gibi Hz. Muhammed ve onun ailesine de şefkat göster. Şüphesiz ki sen övülmeye layık ve cömertliği bol olansın! Allah’ım İbrahim (a.s.) ve onun ailesine selam eylediğin (himaye ettiğin, koruduğun) gibi Hz. Muhammed ve onun ailesine de selam eyle!
İmam Şa’rânî Keşfu’l-Ğumme adlı eserinde şöyle de­miştir: Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem, “Bana salât ü selâm getirmek isterseniz şunu söyleyin” dedi ve bu salât ü selâmı zikretti. Sonra da şöyle buyurdu:
“Cebrail, Mikâil ve izzet ve celâl sahibi Allah Teâlâ be­nim elimde olan şeyi (ümmetim hakkında yapabileceğim şeyi) böylece saymışlardır. Kim bana bu şekilde salât ü selâm getirirse, ona kıyamet gününde şehadet ve şefaat ederim”.
Bu salât ü selâmı Hz. Hüseyin’in oğlu Ali’nin babasın­dan, onun da babası Hz. Ali’den naklettikleri zikredilmek­tedir[6].
5. Allah’ım! Hz. Muhammed (s.a.v)’e salât eyle ve kıyamet gününde ona kendine yakın bir yer ihsan eyle.
Rüveyfi’ b. Sâbit (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem bu salât ü selâm ile ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Kim bu salâtı okursa kıyamet gününde ona şefaatim vacip olur”[8].
İmam Şa’rânî, Keşfü’l-Ğumme adlı eserinde hadisteki “el-menzilü’l-mukarreb” ifadesinin “el-mek’adü’l-mukarreb” şeklinde rivayet edildiğini belirtmiştir[9].
6. Allah’ım! Ruhlar içerisinde Hz. Muhammed’in ruhuna, bedenler içerisinde onun bedenine, kabirler içerisinde de onun kabrine salât eyle!
Şa’rânî, bu salât hakkında Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem Efendimiz’in şöyle dediğini aktarmaktadır:
“Kim bu salâtı okursa beni rüyasında görür. Beni rüya­sında gören kıyamet gününde de görür. Beni kıyamet günü görene şefaat ederim. Benim şefaat ettiğim kişi de havuzumdan içer ve Allah Teâlâ onun cesedini ateşe ha­ram kılar”[11].
Nebhânî, bu salâtı uyumadan önce tecrübe ettiğini ve Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’i rüyasında gördüğünü söyler[12].
7. Allah’ım! Önceki ve sonraki (ümmetler) içerisinde, mele-i a’lâdan (ruhlar âleminden) kıyamet gününe kadar Hz. Muhammed (s.a.s) ve onun ailesine salât eyle!
İmam Şa’rânî’nin anlattığına göre bir gün Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem mescidde otururken yanına bir adam geldi ve şöyle dedi = es-Selâmu aleyküm ey yüce izzet, kerem ve onur ehli olan Peygamber!
Peygamber Efendimiz onu Ebû Bekir ile kendi arasına oturttu. Orada bulunanlar o şahsa verilen değere şaşırdı­lar. Bunun üzerine Efendimiz şöyle buyurdu: “Cebrail (a.s.) bana, bu kişinin, şimdiye kadar kimsenin yapmadığı şe­kilde bana salât ü selâm getirdiğini haber verdi”. Hz. Ebû Bekir, Efendimiz’den bu salât ü selâm şeklini oradakilere bildirmesini istedi. O da bu salât ü selâmı söyledi[14].
8. Allah’ım! Hz. Muhammed ve onun ailesine, senin rızanı (kazandıran) ve onun hakkını eda eden bir salavat ile salat eyle! Ona vesileyi ve va’dettiğin Makam-ı (Mahmud)’u ver.
İmam Şa’rânî bu salât ü selâmı devamlı okur ve şöyle dermiş: Peygamber Efendimiz, “bunu okuyan kişiye be­nim şefaatim vacip olur” demiştir[16]
9. Allah’ım! Kulun ve rasûlün olan Hz. Muhammed (s.a.v)’e, bütün erkek ve kadın mümin ve müslümanlara salat eyle!
Salât ü selâm getirmenin faydaları bölümünde geçtiği gibi, Ebû Saîd el-Hudrî (r.a.)’den rivayet edildiğine göre Efendimiz sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Bir Müslümanın yanında sadaka verecek bir şeyi yoksa duasında bu salâtı okusun. Çünkü bu, sadaka yerine geçer. Mü’min kişi cennete girinceye kadar hayır işlemeye doymaz”[18].
10. Allah Hz. Muhammed’e salât eylesin!
İmam Şa’rânî Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu aktarmaktadır:
“Her kim bu salâtı okursa kendisi için yetmiş rahmet kapısı açmış olur ve Allah Teâlâ onun sevgisini insanların kalbine koyar da kalbinde nifak bulunanlar dışında kimse ondan nefret etmez”[20].
11. Allah’ım Hz. Muhammed ve onun ailesine salât ve selam eyle (onları hayırlarla kuşat ve onları huzurundan ayırma)!
Delâil şerhlerinde bildirildiğine göre Üstad Ebû Bekir Muhammed b. Cibr şöyle demiştir:
Enes b. Mâlik (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre Hz. Pey­gamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim bu salâtı okursa ayakta ise oturmadan, oturuyorsa ayağa kalkmadan önce Allah o kişiyi bağışlar”[22].
 

--------------------------------------------------------------------------------
[1]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 58; a.mlf., Saâdetü’d-Dâreyn, s. 238; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 32.
[2]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 59; a.mlf., Salavâtu’l-Ahyâr, s. 33.
[3]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 59.
[4]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 60; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 33, 34.
[5]  Sehâvî, a.g.e., s. 107; Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 60; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, 33, 34.
[6]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 60.
[7]  Cezûlî, Delâilü’l-Hayrât, s. 43; Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 61; a.mlf., Salavâtu’l-Ahyâr, s. 34.
[8]  Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 108; Bezzâr, Müsned, VI, 299; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, V, 25; el-Mu’cemü’l-Evsât, II, 321;Sehâvî, el-Kavlü’l-Bedî’, s. 114.
[9]  Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 61.
[10]     Cezûlî, Delâilü’l-Hayrât, s. 42, 43; Fîrûzâbâdî, a.g.e., s. 172; Kastallânî, Mesâlikü’l-Hunefâ, s. 568, 595; Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 61; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 34; Abdullah Hasib Efendi, Salât-ı Hasibiyye, s. 13.
[11]     Böyle bir rivayete Delâil şerhleri ve bazı eserler yer vermişlerse de, hadis kaynaklarında rastlamak mümkün olmadı. Sehâvî, Ebu’l-Kasım es-Sebtî’nin ed-Dürrü’l-Munazzam fi’l-Mevlidi’il-Muazzam adlı eserinde bu rivayeti naklettiğini ancak aslına henüz vâkıf olamadığnı söyler (bk. el-Kavlü’l-Bedî’, s. 116, 117).
[12]     Bk. Efdalü’s-Salavât, s. 61.
[13]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 62; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 35.
[14]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 62.
[15]     Kastallânî, Mesâlikü’l-Hunefâ, s. 561, 567; Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 62; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 35. Kastallânî bunu bazı ilavelerle vermektedir.
[16]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, 62.
[17]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 63.
[18]     İbn Hibbân, Sahih, III, 158; Beyhakî, Şuabü’l-îmân, II, 86; Deylemî, el-Firdevs, I, 384; Nebhânî; Efdalü’s-Salavât, s. 63.
[19]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 63; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 35.
[20]     Sehâvî, a.g.e., s. 277; Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 63.
[21]     Nebhânî, Efdalü’s-Salavât, s. 65; a.mlf., Salavâtü’l-Ahyâr, s. 35.
[22]     Nebhânî, Efdalü’Salavât, s. 65.

 

casus telefon
casus teleon
casus telefon