Red Purple Black

İbn Melek

(821/1418) Hayatı

İzzeddin[1] ve Emînüddin[2] lakabıyla anılan İbn Melek’in asıl adı Abdüllatif[3] babası ise Abdülaziz’dir.[4] Daha çok “Melek’in oğlu” anlamına gelen İbn Melek veya onun Farsça karşılığı olan Ferişteoğlu lakabı ve er-Rûmî nisbesiyle tanınmıştır.[5] Ünlü seyyah İbn Batuta’nın 732/1332 senesinde Anadolu’ya yaptığı seyahat sırasında, Abdüllatif’in babası Kadı İzzeddin ile karşılaşmış ve bu zâtın fazilet sahibi bir kişi olduğunu, “Firişte” diye tanındığını kaydetmiştir.[6] Muhaddisimizin İbn Melek veya Ferişteoğlu diye tanınmasının sebebi de babasının bu lakapla anılmasından kaynaklanmalıdır.

Ailenin aslen Türkistanlı olduğunu, İbn Melek’in babasının, Aydınoğullarının özel daveti üzerine Türkistan’dan Aydınoğulları Sancağı’na geldiğini kaydeden Seyyid Bey, İbn Melek’in, kendisinin de büyük dedelerinden olduğunu belirtmektedir.[7]
İlmiyyeye mensup bir aile ortamında yetişen İbn Melek, ilk eğitimini babasından aldı.[8] Manisa Saruhan Medresesi’nde ilim tahsilinde bulunduğunu, XVII. yüzyıl seyyahlarımızdan Evliya Çelebi’nin, bu medresede halen ziyaret edilen bir hücresinin olduğunu haber vermesinden anlıyoruz.[9] Bilahere, Aydınoğlu Mehmed Bey’in şehzadeleri olan İsa Çelebi, Selim Çelebi ve Hızır Şah’a hocalık yaptı.[10] Aydınoğlu Mehmed Bey tarafından Tire’de yaptırılan ve İbn Melek diye meşhur olan medresede müderrislik yaptı.[11] Bölgenin Yıldırım Bayezid zamanında Osmanoğlulları idaresine geçmesi üzerine medresedeki görevini devam ettirdi.[12]
Doğum tarihini tesbit edemediğimiz İbn Melek’in ölüm tarihi de ihtilaflıdır. Kaynaklar onun vefat tarihi olarak, 793/1391,[13] 797/1395,[14] 801/1398-99,[15] 820/1417[16] ve 821/1417[17] senelerini vermektedir. Tire Necip Paşa Kütüphânesi’ndeki (nr. 200) müellif hattı Şerhu Menâri’l-envâr 821/1418 yılında yazıldığına göre İbn Melek’in bu tarihten sonra vefat etmiş olduğu anlaşılır.[18] İsmiyle meşhur olan medresenin avlusunda medfundur.[19]
Timur’un Tire’ye gelişi sırasında yanında bulunan Seyyid Şerif el-Cürcânî (ö. 816/1413) ile görüşmüş olan İbn Melek, Tire’de bir bedesten yaptırmış ve çeşitli vakıflar kurmuştur.[20]
Taşköprizâde’nin İbn Melek hakkında, “Tasavvuf ilmine dair yazdığı güzel bir kitabını gördüm ki, bu eser, onun tasavvufdan büyük bir haz aldığına delildir” demektedir.[21] Müstakimzâde onu Sûfî nisbesiyle anmakta,[22] Bursalı Mehmed Tahir de, tasavvuf yolunun saliklerinden olduğunu bildirmekte ve İstanbul’da Aksaray civarında Sofular Mahallesi’nde adına sonradan bir taş dikildiğini kaydetmektedir.[23]
İbn Melek’in Hurûfî olup bu anlayışa dair eserler kaleme almış olan Abdülmecid isminde bir kardeşi[24] Muhammed ve Cafer isminde ilmiyyeye mensup iki oğlu ve Abdurrahman isminde bir torunu vardır.[25] Abdülmecid isminde bir oğlunun daha olduğu kaynaklardaki çeşitli kayıtlardan anlaşılmaktadır.[26]
Eserleri
İbn Melek hadis, fıkıh,[27] tasavvuf ve lügata[28] dair eserler vermiştir.[29] Biz burada İbn Melek’in eserlerininn bir listesini verdikten sonra, hadisle alakalı kaleme aldığı ve büyük bir itibar görerek medreselerde ders kitabı olarak okutulan Mebâriku’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr isimli eseri üzerinde duracağız.
1. Şerhu Menâri’l-envâr.[30]
2. Şerhu Mecmai’l-bahreyn.[31]
3. Firişteoğlu Lugatı.[32]
4. Şerhu’l-Vikâye.[33]
5. Şerhu Tuhfeti’l-mülûk.[34]
6. Bedrü’l-vâizîn ve zuhrü’l-âbidîn.[35]
7. Mebâriku’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr.
Mebâriku’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr
Meşârikü’l-envâr’ın yazarı, İmam Sağânî diye bilinen Radiyyüddin Hasan b. Muhammed el-Sağânî’dir (ö. 650/1252). Eser Buhârî ve Müslim’deki hadislerin senedleri ve tekrarları çıkarılmak suretiyle oluşturulmuş olup 2250 civarında hadisi içermektedir. Esere birçok şerh yazılmışsa da en meşhuru İbn Melek’e ait olanıdır.[36] Eserin kütüphânelerdeki çok sayıda yazma nüshası bulunmakta olup, müteaddit defalar da basılmıştır (İstanbul 1287, 1303, 1306, 1309, 1311, 1314, 1315, 1328, 1329; nşr. Eşref b. Abdülmaksûd, I-III, Beyrut 1415/1995).
Mebâriku’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr’da Şerhedilen hadislerin 1050’si Buhârî ile Müslim’in ittifak ettikleri hadislerdir. Buhârî’den alınan hadisler (?), Müslim’den alınan hadisler (?), her ikisinin ittifak ettiği hadisler de (?) harfi ile gösterilmiştir. Eser bâblara göre tasnif edilmiş ve 12 bâbtan oluşturulmuştur. Her bâb da kendi arasında fasıllara ayrılarak her fasılda, bir harf veya kelime ile başlayan hadisler bir araya toplanmıştır.[37]
İbn Melek, eserinin mukaddimesinde şerhinin telif sebebini açıklarken şunları kaydeder: “Meşârik, en güzel şekilde tertip edilmiş, vazıh üslubuyla emsallerini geride bırakacak, kendisiyle övünülen bir kitaptır. Eser, lüzumlu ve faydalı olan bilgileri ihtiva etmektedir. Bu özelliğinden ötürü de kuşluk vakti güneşin parladığı gibi parlayarak meşhur olmuştur. Eser üzerine yapılan şerhlerin bir kısmı anlaşılamayacak kadar kısa olduğu gibi bir kısmı da gâyeyi aşacak kadar uzundur. İbâresindeki kapalılıkları ve gizli kalmış nüktelerini açıklayan orta halli bir şerh yazmak için istihare ettim. Daha sonra ileri gelen talebelerimden birinin ders esnasında teşviki beni bu şerhe başlamaya mecbur etti. Eserime Mebârikü’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr adını verdim. Allah’dan bu işi kendi katında güzel bir makam sahibi olmam için sebep kılmasını ve insanların bu kitaba gönül vermelerini istedim. Kitap tamamlanınca insanlar ona yöneldiler.”[38]
İbn Melek şerhine önce hadislerin farklı rivayetlerini, Buhârî ile Müslim’in ayrıldıkları noktaları, şayet varsa hadislerdeki kelime farklılıklarını izah ederek başlar.[39] Zaman zaman “Şayet sen şöyle dersen...”, “Biz de deriz ki...” şeklinde mukadder sorular sorarak meseleleri tartışır. Ancak bazan (??? ????? ??????) tabiri ile bazı farklı görüşleri verir ve peşine (????) “Ben de derim ki...” diye söze başlayıp o görüşü reddeder. Bu tabirden kimi kasdettiği kesin olarak anlaşılamamaktadır. Hadisi rivayet eden sahabenin isminin ilk geçtiği yerde, kısaca hayatını, ne kadar hadis rivayet ettiğini ve bu hadislerden ne kadarının Buhârî ile Müslim’de yer aldığını belirtir. Hadislerin anlaşılması için, sarf ve nahiv yönünden tahlillere girer, zaman zaman lügat, tarih ve tefsir kitaplarından nakillerde bulunur. Günlük hayatı ilgilendiren hususlarla ilgili hadislerin izahlarına daha fazla yer verdiği gözlemlenmektedir. Yaptığı izah ve şerhlerde müellifin fıkhî yönü hemen göze çarpmaktadır. Bir mesele hakkında önce Hanefî mezhebinin görüşünü vermekte, şayet farklılıklar varsa, diğer mezheblerin görüşlerine de işaret etmektedir. İtikâdî konularda, Ehl-i Sünnet’in görüşünü zikrettikten sonra, Mutezile mezhebine bazen atıfta bulunup geçmekte, bazan kısa da olsa meseleyi tahlil etmektedir.[40]
Taşköprizâde’nin, sayılamayacak kadar ince ve güzel nükteleri ile bir çok faydaları ihtiva ettiğini söylediği,[41] İbn Melek’in bu eseri, başta bizzat kendisi tarafından medresede okutulduğu gibi[42] sair ulemâ tarafından büyük itibar görmüş ve medreselerde ders kitabı olarak okutulmuştur.
Meşârikü’l-envâr’a şerh yazan bir başka âlim Hayreddin Hızır b. Mahmud el-Atûfî’dir (948/1541). Bu zât şerhinden başka, Meşârikü’l-envâr’dan seçtiği 24 hadisi de el-Enzâr ismiyle Arapça olarak ayrıca şerhetmiş[43] ve bu şerhin girişinde, “İbn Melek’in Meşârikü’l-envâr’a yaptığı şerhe Mebârikü’l-ezhâr denildiğini, bu şerhin gayet açık, faydalı yeterli bir eser olduğunu, ondan istifade ettiğini, onun güzel sözleriyle kendi sözünü karıştırdığını, noksanını onun kemalatıyla giderdiğini” söylemektedir.[44]
Bu denli kabul gören eser üzerine, sonraki dönemlerde haşiyeler de kaleme alınmıştır. Bu haşiyeler şunlardır:
1. Vahyîzâde diye meşhur olan Muhammed b. Ahmed el-İznikî’nin (ö. 1018/1609) haşiyesi.[45]
2. İbrahim b. Ahmed’in Sevâibü’l-efkâr ismiyle yazdığı haşiyesi.[46]
3. Bergamalı İbrahim b. Mustafa el-Hanefî (ö. 1014/1605),[47] Meşârikü’l-envâr’ın kendisini yaptığı gibi (Merâfikü’l-ahyâr fî tertîbi Meşâriki’l-envâr),[48] İbn Melek’in şerhini de fasıl ve bâba göre yeniden tertip etmiş ve eserine de Envârü’l-bevârik fî tertîbi Şerhi’l-Meşârik ismini vermiştir.[49] Bergamalı İbrahim eserin mukaddimesinde Meşârikü’l-envâr hakkında genel bilgi verdikten sonra, bu kaynağa müracaat edenlerin istifadesini kolaylaştırmak amacıyla, onu Mesâbîhu’s-sünne tarzında her babın hadislerini “sıhah” ve “hısan” diye ikiye ayırarak yeniden düzenlediğini kaydeder.[50]
4. Derviş Ali b. Muhammed el-Bosnevî (ö. 1007/1598-99) tarafından kaleme alınan haşiye. Bu eser, Ekmeleddin Bâbertî (ö. 786/1384)[51] ve İbn Melek tarafından yazılan şerhlerin haşiyesidir.[52]
 

--------------------------------------------------------------------------------
[1]           eş-Şekâ’ik, 45; Müstakimzâde, Mecelle, 53a; Sicill-i Osmânî, III, 454; Osmanlı Müellifleri, I, 219.
[2]           Müstakimzâde, Mecelle, aynı yer.
[3]           eş-Şekâ’ik, aynı yer; Keşfü’z-zunûn, I, 375; Sicill-i Osmânî, aynı yer; Osmanlı Müellifleri, I, aynı yer.
[4]           eş-Şekâ’ik, aynı yer; Keşfü’z-zunûn, I, 375; Müstakimzâde, Mecelle, 53a.
[5]           eş-Şekâ’ik, aynı yer; Hediyyetü’l-ârifîn, I, 617.
[6]           İbn Batuta, Tuhfetü’n-nüzzâr, I, 328.
[7]           Seyyid Bey, Usûlü Fıkıh (Medhal), İstanbul 1333, 55.
[8]           İbn Melek, Mebârikü’l-ezhâr fî şerhi Meşâriki’l-envâr, İstanbul 1303, 10.
[9]           Evliya Çelebi, Seyahatnâme, IX, 74.
[10]          Taşköprizâde (eş-Şekâ’ik, 45), Mecdî (Şekâik Tercümesi, 66) ve muhtemelen ona dayanan sonraki kaynak ve çalışmalarda (Ramazanzâde, Tevârîh-i Âl-i Osman, Süleymaniye Ktp., Reşid Efendi, nr. 617, vr. 69b; Müstakimzâde, Mecelle, 53a; Sicill-i Osmânî, III, 454; Şemseddin Sâmi, Kâmûsü’l-a’lâm, I-VI, İstanbul 1306-16/1888-99, IV, 3146; Mustafa Koç, “Abdüllatif (Ferişteoğlu)”, Osmanlılar Ansiklopedisi, I, 60; Salim Koca, “Anadolu Türk Beylikleri”, Türkler, VI, 730), İbn Melek’in Aydınoğlu Mehmed Bey’in kendisine de hocalık yaptığını kaydetmesi tarihen mümkün gözükmemektedir. Zira, Mehmed Bey’in vefat tarihi 733/1434’dür. Buna göre Mehmed Bey’e hocalık yapan şahıs İbn Melek’in babası Kadı İzzeddin olmalıdır. Bk. Baktır, a.g.m., 49.
[11]          Müstakimzâde, Mecelle, 53a; Osmanlı Müellifleri, I, 219; Baltacı, Osmanlı Medreseleri, 100. Krş. Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, 229.
[12]          eş-Şekâ’ik, 45; Mecdî, Şekâik Tercümesi, 66; Osmanlı Müellifleri, I, 219; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, 229.
[13]          Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, 229. Bu kaynakta İbn Melek’in vefat tarihi, 793 H./1394 M şeklinde verilmektedir. 793 hicrî senesine 1394 milâdî senesi değil, 1391 senesi tekabül etmektedir. Buna göre Uzunçarşılı’nın tarihleri karıştırdığı anlaşılmaktadır.
[14]          Osmanlı Müellifleri, I, 219; Brockelmann, GAL Supp., II, 315. Bursalı Mehmed Tahir, bu tarihi İbn Melek’in mezar taşı üzerinde gördüğünü kaydetmekte ise de Cemal Muhtar’a göre bu kabir Seyyid Nizâmeddin adlı bir âlime aittir (Ferişteoğullarının Arapça Türkçe Lügatleri Üzerinde Araştırma (doktora tezi, 1981), AÜ İlâhiyat Fakültesi, 16’dan Mustafa Baktır, “İbn Melek”, DİA, XX, 175). Ancak Tire Belediyesi’nce üstüne türbe yaptırılan diğer kabirlerden birinin ona ait olması kuvvetle muhtemeldir. Bk. Baktır, a.g.madde., aynı yer.
[15]          Müstakimzâde, Mecelle, 53a; Hediyyetü’l-ârifîn, I, 617; Mu’cemü’l-mü’ellifîn, VI, 11; Zirikli, el-A’lâm, IV, 59.
[16]          Sicill-i Osmânî, III, 454.
[17]          Cemal Muhtar; Akün, “Fırıshte-oglu”, İE2, Leiden 1965, II, 923.
[18]          Mustafa Baktır, “İbn Melek”, DİA, XX, 175.
[19]          Osmanlı Müellifleri, I, 219.
[20]          Baktır, a.g.madde, aynı yer.
[21]          eş-Şekâ’ik, 45. Taşköprizâde’nin burada “müteşerri sûfî irfânından büyük haz aldığını” ifade etmesi, başta İbn Melek’in kardeşi Abdülmecid olmak üzere o zaman gayr-i şer’î sûfî örgütlenmeler ve bunların tesirlerini göstermesi açısından ilginçtir. Bununla birlikte şer’î çizgide akıp gelen sûfî örgütlenmelerin, İbn Melek gibi fıkıh ve hadiste otorite olan bir zâtı dahi kendisine cezbedecek kuvvet ve kudrette olması açısından da ayrıca önemlidir.
[22]          Müstakimzâde, Mecelle, 53a.
[23]          Osmanlı Müellifleri, I, 219.
[24]          eş-Şekâ’ik, 45; Müstakimzâde, Mecelle, 53a. Geniş bilgi için bk. Hüsamettin Aksu, “Firişteoğlu, Abdülmecid”, DİA, XIII, 134-135.
[25]          Recep Cici, Osmanlı Dönemi İslam Hukuku Çalışmaları, 70.
[26]          Müstakimzâde, Mecelle, 53a; Baktır, “Tireli İbni Melek...”, 61; Aksu, a.g.madde, 134.
[27]          Fıkıhla ilgili eserlerinin değerlendirilmesi için bk. Baktır, “Tireli İbni Melek...”, 53-55; Cici, a.g.e., 72-79.
[28]          İbn Melek’in lügatı üzerinde doktora yapan Cemal Muhtar’ın bu çalışması basılmıştır (İstanbul 1993).
[29]          eş-Şekâ’ik, 45; Mecdî, Şekâik Tercümesi, 67; Sicill-i Osmânî, III, 454; Osmanlı Müellifleri, I, 219; Brockelmann, GAL Supp., II, 315; Uzunçarşılı, İlmiye Teşkilâtı, 229. Eserlerinin toplu olarak değerlendirilmesi için bk. Baktır, “Tireli İbni Melek...”, 50-59; a.mlf., “İbn Melek”, DİA, XX, 175-176.
[30]          Ebü’l-Berekât en-Nesefî’nin fıkıh usûlüne dair muhtasar eserinin şerhi olan bu eser defalarca basılmıştır (İstanbul 1292, 1306, 1307, 1308, 1314, 1315, 1316, 1317, 1319).
[31]          Hanefî fakihi Muzafferüddin İbnü’s-Sââtî’nin fıkha dair eserinin şerhidir. Nüshaları: Süleymaniye Ktp., Murad Molla, nr. 885, 886, 887; Aynı Ktp., Amcazade Hüseyin Paşa, nr. 202; Aynı Ktp., Carullah, nr. 805; Aynı Ktp., Ayasofya, nr. 1254-1258; Aynı Ktp., Fatih, nr. 1760-1766; Aynı Ktp., Süleymaniye, nr. 272, 489-492; Beyazıt Devlet Ktp., Bayezid, nr. 2006, 2097-2099, 2246-2248, 2334-2335.
[32]          Çeşitli baskıları yapılan eser (İstanbul 1279, 1284, 1296; İstanbul, ts.), Cemal Muhtar tarafından Firişteoğlu Abdülmecid’in Lugat-ı Kânûn-ı İlâhî’si ile birlikte Latin harflerine çevrilerek neşredilmiştir (İki Kur’ân Sözlüğü: Lugat-ı Ferişteoğlu ve Lugat-ı Kânûn-ı İlâhî, İstanbul 1993).
[33]          Süleymaniye Ktp., Murad Buhârî, nr. 118; Aynı Ktp., Hasan Hüsnü Paşa, nr. 371; Aynı Ktp., Serez, nr. 687; Aynı Ktp., Fatih, nr. 1892, 1893).
[34]          Zeynüddin Muhammed b. Ebû Bekir er-Râzî’nin ibadetlere dair muhtasar eserinin şerhidir. Nüshaları: Süleymaniye Ktp., Şehid Ali Paşa, nr. 796; Aynı Ktp., İzmir, nr. 237; Aynı Ktp., Esad Efendi, nr. 727; Aynı Ktp., Reşid Efendi, nr. 201; Aynı Ktp., Serez, nr. 959; Aynı Ktp., Reîsülküttab Mustafa Efendi, nr. 339.
[35]          Süleymaniye Ktp., Bağdatlı Vehbi Efendi, nr. 2072; Aynı Ktp., Yazma bağışlar, nr. 474; Aynı Ktp., Reşid Efendi, nr. 577; Aynı Tekelioğlu, nr. 443; Aynı Ktp., İbrahim Efendi, nr. 136.
[36]          Bk. Keşfü’z-zunûn, II, 1688; Osmanlı Müellifleri, I, 219.
[37]          Baktır, a.g.m., 51.
[38]          İbn Melek, Mebârikü’l-ezhâr, İstanbul 1311, 2, 3.
[39]          Keşfü’z-zunûn, II, 1689.         
[40]          Baktır, a.g.m., 52-53.
[41]          eş-Şekâ’ik, 45.
[42]          Sadık Cihan, “Osmanlı Devrinde Türk Hadiscileri Tarafından Yazılan Usulü Hadis Eserleri, Risâleleri ve Nuhbetü’l-fiker Üzerine Yapılan Şerh ve Tercümeler”, Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, I (Erzurum 1976), 129.
[43]          Adı geçen risâleyi tanıtan Sadık Cihan (“Hayreddin Hıdır b. Mahmud b. Ömer el-Atûfî ‘Kastamoni’ ve Hadis Eserleri”, Atatürk Üniversitesi İslâmî İlimler Fakültesi Dergisi, sy. 3, fasikül: 1-2, Ankara 1979, 70-71) “Risâledeki hadisleri saydık 24 olarak tesbit ettik. Risâlenin kapağı üzerindeki nota göre: ‘Yazar İbn Melek’in şerhinde zor mülâhaza edilen kelimelere haşiye yapmıştır’ denilmektedir. Halbuki yazar seçtiği hadisleri şerhetmiştir. Bunun için kapak üzerine konulan not gerçeği yansıtmamaktadır” demektedir (Bk. 57 numaralı dipnot).
[44]          Atûfî, el-Enzâr, Süleymaniye Ktp., Şehzade Mehmed, nr. 8, vr. 3a.
[45]          Keşfü’z-zunûn, II, 1689.
[46]          Keşfü’z-zunûn, II, 1689. Nüshası: Süleymâniye Ktp., Murad Molla, nr. 380 (83 vr.).
[47]          Bk. Metin Yurdagür, “Bergamalı İbrâhim”, DİA, V, 495-496.
[48]          Bk. Süleymaniye Ktp., Fatih, nr. 1144. Ayrıca tanıtımı için Bergamalı İbrahim kısmına bakınız.
[49]          Keşfü’z-zunûn, II, 1689. Nüshaları: Süleymâniye Ktp., Süleymâniye, nr. 279; TYTK, Amasya Bayezid, nr. 1508.
[50]          Yurdagür, a.g.madde, 496.
[51]          Bk. Keşfü’z-zunûn, II, 1688; Arif Aytekin, “Bâbertî”, DİA, IV, 377-378.
[52]          Ali Rıza Karabulut, Kayseri Raşid Efendi Eski Eserler Kütüphânesi Yazmalar Kataloğu, Ankara 1995, Raşid Efendi Eki, nr. 180. Karabulut bu nüshanın müellif hattı olduğunu kaydetmektedir. Diğer nüshaları: Süleymâniye Ktp., Carullah, nr. 276 (232 vr.); Aynı Ktp., H. Hüsnü Paşa, nr. 252 (128 vr.); Aynı Ktp., Hekimoğlu, nr. 177; Aynı Ktp., Hamidiye, nr. 207; Beyazıt Devlet Ktp., Veliyyüddin, nr. 545, 546.

 

casus telefon
casus teleon
casus telefon