Red Purple Black

Abdürrahim el-Abbâsî

(963/1556) Tam adı Abdurrahim b. Abdurrahman b. Ahmed b. Hasan b. Davud b. Salim el-Abbâsî el-Hamevî el-Kâhirî ed-Dımeşkî eş-Şâfiî el-İslambolî [1] olan Bedreddin ve Ebülfeth lakaplarıyla tanınan âlimimiz seyyiddir.[2] 866/1462[3] veya 867/1463[4] tarihinde Mısır’ın[5] Kahire[6] şehrinde doğdu.

Mısır’da dönemin ulemâsından ilim tahsilinde bulundu. Şeyh Salih Necmedden Sahrâvî, Şeyh Muhyiddin Kâfiyeci, Emînüddin Aksarâyî, Kadılkudat Muhibbüddin Hanefî, Burhan el-Lekkânî başta olmak üzere devrin önde gelen yetmiş kadar âliminden çeşitli sahalarda ileri seviyede dersler aldı.[7] Mısır valisi Sultan Gavri tarafından II. Bayezid’e gönderilen elçi ile birlikte İstanbul’a geldi. Bu esnada kazasker olan Müeyyedzâde’nin yakın ilgisini gördü. Buhârî üzerine yazdığı şerhi Sultan Bayezid’e sundu. Büyük ikram ve bağışlar görmesinin yanında bizzat hükümdar tarafından İstanbul’da adına yaptırmış olduğu medresenin hadis eğitimini vermek üzere müderrisliği teklifini aldı. Ancak bu teklifi kabul etmeyen Abdurrahim Efendi memleketi Mısır’a döndü. Mısır’ın Osmanlılar tarafından fethedilmesi ve Sultan Gavri’nin saltanatının sona ermesinin ardından tekrar İstanbul’a geldi. Kendisine günlük elli akçe emeklilik maaşı tahsis edildi. Uzun süre İstanbul’da kalan Abdürrahim Efendi, burada, 963/1556 senesinde yüz yaşına yaklaşmış olarak vefat etti.[8]

Edebiyat ilimleri başta olmak üzere İslâmî ilimlerden tefsir, hadis ve tarih ilimlerinde son derece iyi yetişen âlimimiz Arapça şiirler kaleme almış iyi bir şair ve hattattı.[9]
Pir Mehmed olarak da bilinen Âşık Çelebi’nin (ö. 979/1572), Kütüb-i Sitte ve diğer hadis kitaplarının hepsini rivayet etmek üzere hocası Abdürrahim el-Abbâsî’den icazet aldığına bakılırsa[10] müellifimiz, İstanbul’daki emeklilik hayatı boyunca boş durmamış ilim tedrisiyle meşgul olmuştur.
Eserleri
Abdürrahim el-Abbâsî başta hadis olmak üzere tarih ve edebiyat alanında eserleri ve çok sayıda şiirleri olan bir kişidir. En önemli eseri Buhârî üzerine Kahire’de yazıp İstanbul’da Sultan Bayezid’e takdim etmiş olduğu şerhidir. Eserlerinin listesini verdikten sonra adı geçen eserini tanıtacağız.
1.    Şerhun alâ Makâmâti’l-Harîrî.[11]
2. Hâşiyetün alâ Şerhi Lâmiyeti’l-acem li-Salâhi’d-dîn.[12]
3. Me’âhidü’t-tensîs fî şerhi Şevâhidi’t-Telhîs.[13]
4. Nazmü’l-vüşâh alâ Şevâhidi Telhîsi’l-Miftâh.[14]
5. Hâşiye alâ Hâşiyeti Ebi’l-feth.
6. Makâmâtü’l-Abbâsiyye.[15]
7. Enfaü’l-vesâil ilâ bâi’r-resâil.[16]
8. el-Mevâidü’l-vâfiye.[17]
9. Nesrü’d-dürri’s-semîn fî ursi Mevlânâ Ca’feri’l-emîn.[18]
10. Kitâbü Şemârîhü’l-cümân fî târîhi şerîfi’l-hitân.[19]
11. Ünsü’l-ervâh bi-ursi’l-efrâh.[20]
12. Hâşiyetü ale’l-gaysi’l-müseccem.[21]
13. Şerhü’l-irşâd fi’l-fıkh.[22]
14. Şerhu Kasîdeti’l-hazreciyye fi’l-arûz.[23]
14. Şerhü’l-Bârî bi-Şerhi garîbi Sahîhi’l-Buhârî.
15. Müellifin kaynakların işaret etmediği bir eseri de, ez-Zâ'u’s-Sârî Şerhu’l-Buhârî adlı eseridir. [24]
Şerhü’l-Bârî bi-Şerhi garîbi Sahîhi’l-Buhârî
İncelediğimiz nüsha Süleymaniye Kütüphanesi, Ragıb Paşa Koleksiyonu, 295 numarada bulunmaktadır.
Mukaddimede, sünnetin ümmet için önemine işaret edildikten sonra Sahîh-i Buhârî’nin Kur’ân-ı Kerim’den sonra İslâm dininin ahkâmı hususunda en önemli ve en muteber kaynağı olduğu belirtilmektedir (1a).
Şarihimiz, Buhârî’yi birkaç hocadan okuyarak icazet aldığını, uzun süre geçtikten sonra da bu kitaba bir şerh yazmaya başladığını bildirmektedir. Şerhin çok uzun ve çok kısa olmamasına dikkat ettiğini, orta derecede bir hacme sahip olmasını planladığını söylemektedir (1a).
Kâtip Çelebi eseri değerlendirirken şunları kaydetmektedir: “Müellif bu eserini değişik ve garip bir üslupta tertip etmiştir. Mukaddimesinde de belirttiği üzere hadisleri isnadlarından tecrid ederek yeniden tertip etmiştir. Haşiyede her hadisin karşısına bir veya birkaç harf konmuş ve Buhârî’ye tevâfuk eden aynı zamanda Kütüb-i Hamse’ye dahil olan diğer kaynakları gösterilmiştir. Her bölümün sonunda da garib lafızların izahına bir bölüm ayırılmıştır.”[25]
Kâtip Çelebi’nin işaret ettiği gibi Buhârî’deki hadisin muteber hadis kitaplarında bulunması durumunda kitaplar sayfa kenarlarında remizlerle verilmiştir.
Kütüb-i Sitte’nin ittifakla rivayet ettiği hadisler için ? ; Buhârî’nin yalnız başına rivayet ettiği hadisler için ? remzi kullanılmıştır. İki ravi aynı satırda geçerse bunların rivayetleri arasına bir “0” işareti koyarak rivayetleri birbirinden ayırılmıştır.
Eserde bulunan hadisler, şayet Kütüb-i Hamse’de de bulunuyorsa onların da yerleri gösterilmiştir.
Her hadiste geçen garib kelimeler, ilgili bölümün sonunda fıkhî ve edebî yönleriyle açıklanmıştır.[26] Şarihin girişte de belirttiği gibi, ayrıntıya inilmeden ihtiyaçlar göz önünde bulundurularak şerh edilmiş, yer yer fıkhî bilgiler verilmeye özen gösterilmiştir.
Abdürrahim el-Abbâsî’nin yazdığı Buhârî Şerhi, Burhan b. Ebî Şerif, Abdülber İbn Şahne ve er-Radî el-Gazzî tarafından takriz edilmiştir.[27]
Müellifimiz bu şerhi Kahire’de yazmaya başladmış, İstanbul’a geldiğinde tamamlayarak[28] Sultan II. Bayezid’e takdim etmiştir (2a).
Abdürrahim el-Abbâsî’den hadis icazeti alan Âşık Çelebi, onun hadis ilmindeki derinliğini ve bu ilmi aldığı hocalarının silsilesini şöyle ifade etmektedir: “Pir Muhammed Âşık… rivâyet-i hadîs hasebiyle intisâbı bu haysiyettendir ki, bu fakîre Şeyhü’l-muhaddisîn ve senedü’l-ahbâriyyîn es-senedü’l-âlî ve’s-seyyidü câmii’l-meâlî el-Hâfız es-Seyyid Abdürrahim b. Ahmed el-Abbâsî rahmetu’l-lâhi teâlâ sene tis’a ve hamsîne ve tis’amie (959/1552) Şevval’inin on sekizinci günü Mahrûse-i İslambul’da kütüb-i Sitte’nin ve cemî ehâdîs-i nebeviyyenin rivâyetine icâzet verdi. Ve onlar Necmeddin Muhammed Sahrâvî’den ve ol Abdürrahim Ikâkî’den ve ol dahî Şeyh Şihâbüddin b. Şahne’den ve ol Sedîdüddin Abdüllevvel-i Herevî’den ve ol Şeyh Ebû’l-Hasan Abdürrahman-ı Dâvudî’den ve ol Ebû Muhammed Abdullah Serahsî’den ve ol Ebû Abdullah Muhammed Buhârî’den ve ol câmiü’s-sahîh Hâfız Ebû Abdullah Muhammed b. İsmail Buhârî’den ve İmam Buhârî-i Hamîdî’den ve Hamîdî Süfyan’dan ve Süfyan Yahya b. Said Ensârî’den ve Yahya b. Saîd Ensârî Muhammed b. İbrahim Teymî’den ve ol dahî dirdi ki, ben işittim Ömer b. El-Hattâb’den radıyallahu anh ve anhum. Minber üzerinde dedi: Ben işittim Resûlullah’dan sallallahu aleyhi ve sellem ki ol buyurdu…”[29]
 
--------------------------------------------------------------------------------
[1]           İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486; Brockelmann, GAL Suppl., II, 394.
[2]           Mu’cemü’l-müellifîn, V, 205. Ayrıca bk. Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563; Zirikli, el-A’lâm, III, 345.
[3]           Mu’cemü’l-müellifîn, V, 205.
[4]           Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563; İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486; Zirikli, el-A’lâm, III, 345; Brockelmann, GAL Suppl., II, 394.
[5]           eş-Şekâik, 411; Mecdî, Şekâik Tercümesi, 410; Şemseddin Sâmi, Kâmûsü’l-a’lâm, IV, 3075; Sicill-i Osmânî, III, 329.
[6]           İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486.
[7]           Mecdî, Şekâik Tercümesi, 410; İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486.
[8]           eş-Şekâik, 411; Mecdî, Şekâik Tercümesi, 410; Gazzî, el-Kevâkibü’s-sâire, II, 161-165; Şemseddin Muhammed es-Sehâvî, ed-Dav’ü’l-lâmi’, IV, 178-179; Şemseddin Sâmi, Kâmûsü’l-a’lâm, IV, 3075; Sicill-i Osmânî, III, 329; İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486; Zirikli, el-A’lâm, III, 345.
[9]           eş-Şekâik, 411-412; Mecdî, Şekâik Tercümesi, 410-411; Şemseddin Sâmi, Kâmûsü’l-a’lâm, IV, 3075; Sicill-i Osmânî, III, 329.
[10]          Âşık Çelebi, Tercüme-i Hadîs-i erbaîn, Süleymaniye Ktp., Kasidecizâde, nr. 724, vr. 69b.
[11]          İstanbul Üniversitesi Ktp., A. 4046.
[12]          Keşfü’z-zunûn, II, 1537; Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563.
[13]          Keşfü’z-zunûn, I, 477; Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563.
[14]          Keşfü’z-zunûn, II, 1964.
[15]          Süleymaniye Ktp., Reisülküttap, nr. 916 (142 vr. Müstensih: Derviş Muhammed b. Muhammed el-Harîrî el-Halebî. Müellifinin ismi eserin mukaddimesinde Abdürrahim el-Abbâsî olarak kaydedilmektedir.).
[16]          Brockelmann, GAL Suppl., II, 394.
[17]          Brockelmann, GAL Suppl., II, 394.
[18]          Süleymaniye Ktp., Ayasofya, nr. 4325 (20 varaklık bu eser Müellif hattı olup, 934/1528 Senesinde kaleme alınmıştır.).
[19]          Süleymaniye Ktp., Yazma Bağışlar, nr. 3801 (Hitan (sünnet olmak) ile alakalı bir risâle olup 33 varaktır. 936/1530 Senesinde müellif tarafından kaleme alınmıştır.).
[20]          Süleymaniye Ktp., Ragıb Paşa, nr. 1487 (87b-100a varakları arasında yer almaktadır. 946/1539 Senesinden müellif hattından Nâsırüddin Muhammed ed-Dımışkî tarafından istinsah edilmiştir.).
[21]          Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563.
[22]          Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563.
[23]          Hediyyetü’l-ârifîn, I, 563.
[24]          Topkapı, Ahmet III Kit, I, 391 (334 vr.)
[25]          Keşfü’z-zunûn, I, 551.
[26]          Eserin nüshaları: Süleymaniye Ktp., Ragıb Paşa, nr. 295 (1173/1760 Tarihinde Ali b. Halil tarafından istinsah edilen bu nüsha 475 varaktır.); Aynı Ktp., Hamidiye, nr. 298 (Baş tarafında fihristin yer aldığı bu nüsha 1175/1761-62 tarihinde istinsah edilmiş olup toplam 503 varaktır.); Aynı Ktp., Hamidiye, nr. 299 (488 varaktır.); Âtıf Efendi Ktp., nr. 529 (315 varak olan yazma, 906/1500 tarihinde Müellif tarafından İstanbul’da tamamlanmıştır.).
[27]          Keşfü’z-zunûn, I, 551.
[28]          İbnü’l-İmâd, Kahire’de yazıp Sultan Bayezid’e sunduğu Buhârî Şerhi’ni istanbul’da iken yeniden ele alıp genişlettiğini kaydetmektedir. Bk. İbnü’l-İmâd, Şezerâtü’z-zeheb, X, 486.
 
[29]          Âşık Çelebi, Tercüme-i Hadîs-i erbaîn, Süleymaniye Ktp., Kasidecizâde, nr. 724, 69b.

 

casus telefon
casus teleon
casus telefon