Red Purple Black

Salât-ü Selâm'ın Faydaları-2

6. Duanın Kabul Edilmesini Sağlar[1]

Allah’la kul arasındaki iletişimin en önemli aracı duadır. Yapılan duaların Allah katına yükselmesini sağlayan bazı şartlar vardır. Duanın bir değer ifade etmesi bunların bi­linmesi ve uygulanmasına bağlıdır. Âdâbına uygun olarak yapılan her dua Allah katında bir değer ifade eder. Duanın âdâbından biri de hamdele ve salvele ile başlayıp salavât ile devam etmek ve yine salavât ile bitirmektir. Başında ortasında ve sonunda salavât okunmayan dualar Allah katına yükselemez.

Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Bana şöyle anlatıldı: Dua yerle gök arasında bir yerde olur. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’e salât ü selâm getirilinceye kadar duadan hiçbir şey gök katına yükselmez”[2].
Hz. Ali (r.a.)’ den rivayet edildiğine göre Nebî sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Bütün dualarla sema arasında bir perde vardır. Mu­hammed aleyhisselâm’a salât ü selâm getirilince perde yırtı­lıp dua (göğe) çıkar. Salât ü selâm getirmeyince dua geri döner”[3].
el-Uklîşî, bu konuda şöyle der: “Rabbine dua edeceğin vakit önce hamdele ile başla, ikinci olarak peygamberine salât ü selâm getir. Salât ü selâmını duanın başında, orta­sında ve sonunda yap. Peygamberinin meziyetlerini güzel ifadelerle dile getir. Böyle yaparsan duan bir anlam ifade eder ve yaptığın duanın kabulüne mâni olan perdeler ara­dan kalkar”[4].
Cabir (r.a.)’ den rivayet edilen bir hadisinde Rasûl-i Ek­rem Efendimiz şöyle buyurmuştur:
“Beni yolcunun su kabı yerine koymayın. Sahâbe ‘yol­cunun su kabı (kadehi) ne demektir?’ diye sordu. Re­sû­lül­lah: Yolcu kabına su koyar, eğer ihtiyacı olursa ondan içer veya abdestini alır, yoksa imha eder”[5].
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem namazdan sonra Allah’a hamd etmeden ve Peygamber aleyhisselâm’a salât ü selâm getirmeden dua eden birini işitince, “Bu adam acele etti” buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırıp şöyle dedi:
“Biriniz dua edeceği zaman önce Allah’a hamd ü senâ etsin, sonra Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’ e salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği gibi dua etsin”[6].
7. Hz. Peygamber’in Şefaatini Kazandırır[7]
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem’in şefaatine nâil olmak her Müslümanın arzusudur. Efendimiz şefaatinin özellikle ümmetinden büyük günah işleyenlere olacağını bildirmiştir. Kendisi hakkında vesîleyi isteyenlere şefaatinin vacip olacağına dair hadislerinde ise şöyle buyurmuştur:
“Kim ezanı işittiği zaman ‘Ey şu eksiksiz davetin ve kılı­nacak namazın rabbi olan Allahım! Muhammed’e vesîleyi ve fazîleti ver. Onu, kendisine vâdettiğin makâm-ı mahmûd’a ulaştır’, diye dua ederse, kıyamet gününde o kimseye şefaatim vâcib olur”[8].
Rüveyfi’ b. Sâbit el-Ensârî (r.a.)’den rivayet edilen diğer bir hadisinde ise ezan dışında da vesîle isteneceğini ve bu sayede şefaate nâil olunacağını haber vermiş ve şöyle bu­yurmuştur:
“Kim ‘Allahım, Muhammed aleyhisselâm’a salât et ve O’nu kıyamet gününde sana yakın olan makama yerleştir’, derse şefaatim ona vâcib olur”[9].
Ebu’d-Derdâ (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Re­sû­lül­lah sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim sabah ve akşam bana on defa salât ü selâm geti­rirse kıyamet gününde şefaatim ona yetişir”[10].
Kutb el-Halebî şöyle demiştir: Ebû İshak İbrahim b. Ali b. Atiyye et-Telîdemî ile karşılaştım, bana şöyle dedi: Rü­yamda Resûlullah’ı gördüm, ya Re­sû­lel­lah! Şefaatinizi isterim dedim. Resûlullah: “O zaman bana çokça salât ü selâm getir” dedi[11].
8. Günahların Affına Sebep Olur[12]
Günahlar, Allah’ın rızasını ve cennetini isteyen ve sırât-ı müstakîm yolcusu olan mü’minin duruşunu bozarak tö­kezleyip düşmesine sebep olan engellerdir. Bu engelleri aşarak kendisini Rabbine yaklaştıran kul, O’nun yardım ve desteğini elde eder. Allah, işlerinde kendisine yeter de kimseden yardım isteme durumuna düşmez. Resûl-i Ek­rem bir hadisinde:
“Size dertlerinizi ve dertlerinizin devasını söyleyeyim mi? Dertleriniz günahlarınız, devanız da istiğfardır”[13] bu­yurmuştur.
Günahların affını sağlayan en önemli vesilelerden biri de salât ü selâm getirmektir.
Übey b. Kâ’b (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre o şöyle demiştir:
Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem gecenin dörtte biri[14] geçince kalkar ve şöyle derdi:
“Ey insanlar, Allah’ı zikredin! Allah’ı zikredin! Sarsıntı gelecek, arkasından onu diğer bir sarsıntı izleyecek; ölüm bütün haşmetiyle gelecek, ölüm bütün haşmetiyle gele­cek”.[15]
 Übey b. Kâ’b şöyle anlatıyor:
Ya Resûlallah! Sana çok salât ü selâm okumak istiyo­rum, (namazdan sonra) duamın ne kadarını buna ayıra­yım, dedim. Resûlullah:
“Ne kadar dilersen” buyurdu. Ben: Dörtte biri olur mu, dedim.
Resûlullah:
“Ne kadar dilersen, fazlasını yaparsan senin için daha iyi olur” buyurdu. Ben: Yarısı olsa nasıl olur, dedim. Resûlullah:
“Ne kadar dilersen, fazlasını yaparsan senin için daha iyi olur” buyurdu. Ben: Üçte ikisi kadar olsa, dedim. Resûlullah:
“Ne kadar dilersen, fazlasını yaparsan senin için daha iyi olur” buyurdu. Ben: O zaman duamın hepsini sana salât ü selâm okumaya ayırırım, dedim. Resûlullah:
“O zaman isteklerin yerine getirilir ve günahların ba­ğışlanır” buyurdu[16].
9. İşlerinde Allah’ın Kuluna Yetmesine Sebep Olur[17]
Bir önceki maddede zikredilen Übey b. Ka’b hadisi bu konuda da nakledilebilecek en önemli rivayettir. Ancak tekrar olmaması için buraya alınmamıştır.
 
--------------------------------------------------------------------------------
[1]   İbn Kayyim el-Cevziyye, a.g.e., s. 302; Sehâvî, a.g.e., s. 417, 422; Nebhanî, Seadetü’d-Dâreyn, s. 455; Ali et-Temimî, a.g.e., s. 568 Sehâvî, salât ü selâmın faydalarıyla ilgili bölümde bu maddeye yer vermemiş, salât ü selâmın getirileceği yer ve zamanlar bölümünde bu madde ile ilgili naslara yer vermiştir. Bundan dolayı ona da işaret etmiş olduk.
[2]   Tirmizî, Vitr 21; Sehâvî, a.g.e., s. 419, 420. Sehâvî, Hz. Ömer’e ait olan bu mevkûf rivayetin hükmen merfû olduğunu, çünkü böylesi konularda sahâbenin şahsî görüşlerine dayanarak bir şey söylenemeyeceğini ve Fedâle rivayetinin de bu konuda delil teşkil ettiğini söyler.
[3]   Deylemî, el-Firdevs, III, 255. Sehâvî, bu hadisi Beyhakî, Ebu’l-Kâsım et-Teymî, İbn Ebû Şüreyh, İbn Asâkir ve İbn Beşküval’in Hâris el-A’ver’in rivayetlerinden biri olarak tahrîc ettiklerini, cümhurun bu zâtı zayıf râvilerden saydığını, Ahmed b. Salih’in ise güvenilir râvilerden biri olarak kabul ettiğinin rivayet edildiğini zikreder (bk.el-Kavlü’l-bedî’, s. 421).
[4]   Sehâvî, a.g.e., s. 417.
[5]   Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 155; Behakî, Şuabü’l-Îmân, II, 216; Deylemî, el-Firdevs, V, 57; el-Mecrûhîn, II, 236.
Sehâvî, hadisi Abd b. Humeyd ve Bezzâr’ın Müsned’lerinde, Abdurrezzâk’ın el-Câmi’ adlı eserinde, İbn Ebî Âsım’ın es-Salât adlı eserinde, et-Teymî’nin et-Terğîb’inde, Ebû Nuaym’in Hilye’sinde ve Taberânî’nin tahrîc ettiklerini; hepsinin senedinde de Mûsa b. Ubeyde er-Rebezî’nin yer aldığını ve bu zâtın zayıf olduğunu, dolayısıyla hadisin garîb olduğunu söyler (bk. el-Kavlü’l-Bedî’, s. 417, 4178).
[6]   Ebû Davûd, Vitr 23; Tirmizî Daavât 65; Nesâî, Sehv 48.
[7]   İbn Kayyim el-Cevziyye, a.g.e., s. 303; Sehâvî, a.g.e., s. 261, 262; Kastallânî, Mesâlikü’l-Hunefâ, s. 227; Nebhanî, Saâdetü’d-Dâreyn, s. 455; a.mlf., Efdalü’s-Salavât, s. 5; Ali et-Temîmî, a.g.e., s. 568.
[8]   Buhârî, Ezân 8, Tefsîru Sûre (17), 11; Ebû Davûd, Salât 37; Tirmizî, Mevâkît 43; Nesâî, Ezân 38; İbn Mâce, Ezân 4.
[9]   Bezzâr, Müsned, VI, 299; Ahmed b. Hanbel, Müsned, IV, 108; Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, V, 25; el-Mu’cemü’l-Evsât, III, 321.
[10]   Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 120; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr, VI, 169; en-Neysâbûrî, Şerefü’l-Mustafâ, V, 77; Sehâvî, a.g.e., s. 261. Hadis, Şerefü’l-Mustafâ’da Bekr b. Abdullah el-Müzenî’den rivayet edilmiştir.
[11]   Sehâvî, a.g.e., s. 261,262.
[12]   en-Neysâbûrî, Şerefü’l-Mustafâ, V, 568; İbnü’l-Kayyîm el-Cevziyye, a.g.e., s. 303; Sehâvî, a.g.e., s. 258, 259; Kastallânî, Mesâlikü’l-Hunefâ, s. 213; Nebhanî, Saâdetü’d-Dâreyn, s. 455; a.mlf., Efdalü’s-Salavât, s. 47, 51; Abdullah Sirâcuddîn, a.g.e., s. 117.
[13]   Ali el-Müttakî, Kenzü’l-Ummâl, I, 2092.
[14]   Bazı rivayetlerde “gecenin üçte biri geçince” şeklinde ifade edilmiştir (bk. Nebhanî, Saâdetü’d-Dâreyn, s. 455).
[15]   Buhârî, Rikak 43; Tirmizî, Kıyamet 23; Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 136; Beyhakî, Şuabü’l-Îmân, I, 394
[16]   Ahmed b. Hanbel, Müsned, V, 136; Beyhakî, Şuabü’l-îmân, II, 187; Heysemî, Mecmau’z-Zevâid, X, 160, Hadisi sened açısından değerlendiren Sehâvî, senedin ceyyid olduğunu, fakat sahihdir denmesinde tartışma olduğunu söylemektedir (bk. el-Kavlü’l-Bedî’ s. 256,257).
[17]   en-Neysâbûrî, a.g.e., V, 568; İbn Kayyim el-Cevziyye, a.g.e., s. 303; Sehâvî, a.g.e., s. 256, 258; Kastallânî, Mesâlikü’l-Hunefâ, s. 213; Nebhanî, Saâdetü’d-Dâreyn, s. 455; a.mlf., Efdalü’s-Salavât, 47; Abdullah Sirâcuddîn, a.g.e., s. 112, 114.

 

casus telefon
casus teleon
casus telefon