Red Purple Black

Prof. Dr. Ahmet Yücel Peygamberliğin Gerekliliği

Temel Kavramlar
Yaratılanların en mükemmeli olması, yer ve gökteki varlıkların kendisi için yaratılmasına rağmen dünya ve ahiret mutluluğu için insan kendi kendine yeterli midir? İnsan doğrudan yaratıcısı ile irtibata geçebilir mi? Peygamberlere neden ihtiyaç vardır? Peygamberlerin temel görevleri nelerdir? Aşağıda bu sorular da dikkate alınarak “Peygamberliğin Gerekliliği” ve Hz. Peygamber’in tebyin görevi çerçevesinde “Hadisin Önemi” konuları ele alınacaktır.

Peygamberliğin Gerekliliği

Tarihte peygamberliği inkâr edenler veya muhal görenler olmuştur. Bu görüşü benimseyenlerin en önemli gerekçesi, insan aklının nübüvvete ihtiyaç hissettirmeyecek derecede yeterli olmasıdır. Berâhime ve Sâbie ile İbnü’r-Râvendî ve Ebû Bekir er-Râzî tarafından savunulan bu görüş aklın yeterliliği esasına dayanmaktadır. Bunlara göre bilginin yegâne kaynağı akıldır. Akıl bütün bilgileri elde etmek için yeterli bir kaynaktır. Ancak peygamberler aklın tek başına hüküm veremeyeceği konuları haber vermişlerdir. Ayrıca insan hayatında aklın idrak edemeyeceği durumlar da bulunmaktadır. Başta ibadetlerin şekli olmak üzere dünya ve âhiretle ilgili saadet ve felâket gibi konularda akıl âciz kalmaktadır (bk. Yavuz Sabri, İslâm Düşüncesinde Nübüvvet, s. 148-162).

Kur’ân-ı Kerîm bir taraftan insanı üstün yönü ve yetenekleriyle tanıtırken diğer taraftan da onun eksikliklerine işaret etmek suretiyle aklın yetersizliği gerçeğini ortaya koymaktadır. “Biz insanı en güzel biçimde yarattık” (et-Tîn 95/4) ve “Biz hakikaten insanoğlunu şan ve şeref sahibi kıldık. Onları, karada ve denizde taşıdık; kendilerine güzel rızıklar verdik; yine onları, yaratıklarımızın birçoğundan üstün kıldık” (el-İsrâ 17/70) âyetlerinde insanın mükemmel bir yaratılışa sahip olduğu, diğer varlıklardan üstün kılındığı ifade edildiği gibi birçok âyette de insanın taşıdığı zaaflara işaret edilmektedir. Nitekim “İnsan zayıf yaratılmıştır” (en-Nisâ 4/28) âyeti insanın zaaf noktalarının bulunduğunu ifade etmektedir. “İnsan, mal sevgisine aşırı derecede düşkündür” (el-Âdiyât 100/8), “İnsan kendini kendine yeterli görerek azar” (el-Alak 96/6-7), “Eğer Allah’ın insanlardan bir kısmının kötülüğünü diğerleriyle savması olmasaydı elbette yeryüzü altüst olurdu” (el-Bakara 2/251), “Nefsanî arzulara, (özellikle) kadınlara, oğullara, yığın yığın biriktirilmiş altın ve gümüşe karşı düşkünlük insanlara çekici kılındı” (Âl-i İmrân 3/14), “Onların çoğu şükretmezler” (Yûnus 10/60; Gâfir 40/61), “Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emrederler” (Hadîd 57/24), “İnsanlara bir zarar geldiği zaman, yan yatarak, oturarak veya ayakta durarak (o zararın giderilmesi için) bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider” (Yûnus 10/12), “Doğrusu insan çok zalim, çok nankördür” (el-Hac 22/66; İbrâhim 14/34; el-İsrâ 17/67; el-Ahzâb 33/72), “İnsan pek acelecidir” (el-İsrâ 17/11), “İnsanoğlu pek eli sıkıdır” (el-İsrâ 17/100), “Gerçekten insan, pek hırslı (ve sabırsız) yaratılmıştır” (el-Meâric 70/19) gibi âyetlerde ise insanın pek çok zaaf noktası sayılmaktadır.

Yukarıda zikredilen birinci grupta sıralanan âyetler insanın fizikî bakımdan mükemmel olduğu gibi akıl ve iradesiyle de diğer varlıklara göre üstün kılındığını ifade etmekte; ikinci grup âyetlerde ise mükemmel yönlerine rağmen insanın birtakım eksikliklerinin de bulunduğuna işaret edilmektedir. Akıl, sorumluluk için temel şart olsa da tek başına yeterli değildir. Allah, “Peygamber göndermedikçe azap etmeyeceğini” (el-İsrâ 17/15), “Her ümmete bir peygamber gönderdiğini” (el-Bakara 2/213; en-Nahl 16/36), “Peygamber gönderdiği kavmi diğerlerinden üstün tuttuğunu” (el-Bakara 2/47) ifade etmek suretiyle sorumluluğun vahiy göndermekle başladığını açıklamıştır. Zira vahiyden uzak kaldığı zamanlarda insan zaaflarının esiri olabilmekte, sahip olduğu mükemmelliğe rağmen taşıdığı zaaflar sebebiyle kötülük ve zulüm yapabilmektedir. İnsanın dünyada mutluluğu yakalayabilmesi, âhirette kurtuluşa ermesi söz konusu zaaflarından kurtulmasıyla mümkün olabilmektedir. İnsanın özellikle âhirete yönelik bilgileri aklıyla elde etmesi mümkün değildir. Bu noktada insanoğlu akıl ve iradesini destekleyecek, eksikliklerini giderecek vahyi bilgiye ihtiyaç duymaktadır. Nitekim tarihî veriler vahyî bilgiden uzaklaştığı dönemlerde insanoğlunun zaaflarına mağlûp olduğunu ve insanî özelliklerini yitirdiğini göstermektedir. Ancak her bir insan doğrudan yaratıcı güçle irtibata geçip ilahî vahyi elde edebilecek yaratılışa sahip değildir. Peygamberlere olan ihtiyaç da buradan kaynaklanmaktadır.

Peygamberler Allah Teâlâ’nın insanlar arasından seçmek suretiyle onlara iletmek istediği ilahî vahyini kendileriyle ulaştırdığı seçkin insanlardır. Peygamberler insanların doğru düşünebilmeleri için gereken şaşmaz ilahî ölçüleri getirirler ve böylece onlara dünyada ve âhirette mutlu olmalarını temin edecek yolu gösterirler.

Hadisin Önemi

Peygamberlerin en temel görevi, Allah’tan aldıkları vahyi insanlara eksiksiz olarak iletmektir. Tebliğ olarak isimlendirilen bu görevin ihmal edilmesi peygamberlik vazifesinin yerine getirilmemesi anlamına gelmektedir. “Ey Peygamber! Rabbinden sana indirileni tebliğ et, eğer bunu yapmazsan O’nun elçiliğini yerine getirmemiş olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır” (el-Mâide 5/67) âyeti bu durumu açıkça ifade etmektedir. Buna göre peygamber Allah’tan aldıklarını hiçbir şeyi gizlemeden, hiç kimseden çekinmeden ve her türlü tehlikeye göğüs gererek insanlara tebliğ etmek zorundadır. Ancak bu, peygamberin yegâne görevinin bundan ibaret olduğu anlamına gelmemektedir. “Elçiye düşen sadece duyurmadır” (el-Mâide 5/99), “Elçimize düşen açıkça duyurmaktır” (el-Mâide 5/92), “Sana düşen yalnız duyurmaktır” (Al-i İmrân 3/20) gibi âyetlerde (en-Nahl 16/82; en-Nûr 24/54; el-Ankebût 29/18) ifade edilen “sadece duyurma” görevi, müslüman olmayan, inanmamakta direnen kimselerle ilgilidir. Peygamber, fertleri ve toplumları Allah’tan getirdiği dine hikmetle ve güzel öğütle davet etmekte, onlardan iyi işler işleyenleri cennetle müjdeleyip isyan edenleri cehennemle uyarmakta, gönderildiği topluma mesajını öğretmekte, onları her türlü kötülükten arındırmaya çalışmaktadır. Bütün bunların yanında onun ikinci önemli görevi de tebyindir. Sünnet de bu noktada önem arzetmektedir. Zira vahiy çoğu zaman detaylı bilgi vermemekte, genel ifadelerle umumi kaideler koymaktadır.

Kur’an, Hz. Peygamber’in tebyin görevini değişik âyetlerde ifade etmektedir. “Kendilerine apaçık anlatabilsin diye her peygamberi kendi milletinin diliyle gönderdik” (İbrâhim 14/4) âyeti, iletilmek istenilen vahyi açıklamanın bütün peygamberlerin ortak görevi olduğunu belirtmektedir. “Sana kitabı ancak onlara, hakkında ihtilâfa düştükleri şeyi açıklayasın diye indirdik” (en-Nahl 16/64) ve “Sana zikri (Kur’an’ı) insanlara, kendilerine indirileni açıklaman için indirdik” (en-Nahl 16/44) âyetleri ise Hz. Peygamber’in tebliğ yanında kendisine indirilen vahyi açıklama görevinin de bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu âyetlerde kullanılan “tebyin” kelimesinin en yaygın anlamı ise, “izah etmek, açıklamak” tır.

“Biz kitapta (Kur’an’da) hiçbir şeyi eksik bırakmadık” (el-En‘âm 6/38) ve “Sana, her şeyi açıklayan Kur’an’ı indirdik” (en-Nahl 16/89) gibi âyetleri bağlamından kopararak Kur’an’da her şeyin açık olduğunu, onun açıklanmaya ihtiyacı bulunmadığını iddia edenler olmuştur (Bu âyetlerin bağlamından koparılarak söz konusu şekilde yanlış yorumlandığına dair bk. Kırbaşoğlu, İslâm Düşüncesinde Sünnet, s. 148-150, 192-194). Ancak Kur’ân’ı Kerîm’de hemen herkes tarafından kolayca anlaşılabilecek âyetler bulunduğu gibi Hz. Peygamber açıklamadıkça doğru anlaşılamayacaklar da yer almaktadır. Hz. Peygamber de tebyin görevinin gereği olarak insanlar tarafından anlaşılamayacak âyetlerin açıklamasını yapmaktadır. “Nitekim biz size aranızdan âyetlerimizi okuyan, sizi kötülüklerden arındıran, size kitabı ve hikmeti anlatan ve bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik” (el-Bakara 2/151), “Andolsun ki Allah, aralarında âyetlerini okuyan, onları kötülüklerden arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle inananlara lütufta bulunmuştur” (Âl-i İmrân 3/164), “Allah sana kitabı ve hikmeti indirdi, sana bilmediğin şeyleri öğretti” (en-Nisâ 4/113) ve “Ümmîler arasından, onlara Allah’ın âyetlerini okuyan, onları kötülüklerden arındıran, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber gönderen O’dur” (el-Cum‘a 62/2) âyetlerinde Hz. Peygamber’in öğrettiği ifade edilen hikmet Kur’an’ın açıklaması mahiyetindeki sünnet olmalıdır. Hz. Peygamber’in Kur’an’ı açıklaması ise genellikle “mücmel ve müşkil âyetleri açıklamak”, “umumilik ifade eden âyetleri tahsis etmek”, “âyetlerin mutlak ifadelerini takyid etmek” şekillerinde gerçekleşmiştir. Bir sonraki yazımızda Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerim’i açıklamasıyla ilgili misaller söz konusu edilecektir.

casus telefon
casus teleon
casus telefon